30 Temmuz 2010, Cuma

 
Haberler
ANA SAYFA
GÜNCEL
HABERLER
YAZARLAR
YAŞAM
DÜNYA
SPOR
KÜNYE
MAGAZİN
EĞİTİM
FALINIZ
SAĞLIK
OTOMOTİV
   






 


KARACA KÖŞE ...Kartal Kağan KARACA

1 Ekim 2006 15:13

Hayırlı Ramazanlar

         Mübarek Ramazan Ayını neredeyse yarıladık. Tuttuğumuz oruçla, hem dini vecibemizi yerine getiriyor; hem de nefsimizi terbiye ediyoruz.

         Bu nedenle istedim ki biraz da günlük konulardan, siyasetten, devlet sorunlarından bir nebze uzak kalıp, bu mübarek ayın güzelliklerinden söz edelim. Gönlümüzdeki nuru biraz da bu yönde harekete geçirelim.

“Mübarek bir ay” diye tabir edilen Ramazan Ayı, öyle bir ay ki, bu dönemde yapılan ibadetler, iyilikler, hayırseverlikler, yardımseverlikler hep ikiye katlanıyor. Tanrıya olan yakınlaşmamız daha çok kolaylaşıyor. Manen bir huzura eriyoruz.

Bu ayın içinde, bin aydan daha hayırlı bir gecenin olduğu bildiriliyor. Çünkü Kadir Gecesi bu ayın içindedir. Öyle ki bu gecenin, bin aydan daha hayırlı olduğu söyleniyor.

Din alimleri, bu ayın mübarek bir ay olduğunu, çok muazzam, çok hürmetli, çok ulu bir ay olduğunu güzel sözleriyle beyan ediyorlar. Bize ilk söyledikleri, “içinde bin aydan daha önemli bir gecenin saklı olduğu aydır” denmesi.

Büyüklerimiz, bize: "Her geceni kadir, her karşılaştığın, gördüğün insanı Hızır bil!" derler. “Fakirdir, pejmürde kılıklıdır, yoksul görünüşlüdür, saçı sakalı birbirine karışmıştır diye karşındaki insanı hor görme; belki Hızır Aleyhisselam’dır. Geceni boş yere geçirme, belki kadir gecesidir”. Bu nedenle de “her geceyi, kadir gecesi gibi kabul edip öyle hareket etmemizi” önermişlerdir.

Peygamber Efendimiz bir hadislerinde Tanrı’nın kullarına:"Cenneti isteyene, cenneti vereceğim!" dediğini buyuruyor. O halde bize düşen görev de istemektir. Bu da nasıl olur? İçimizdeki tüm kötülükleri ayıklayarak, içimizdeki benlikten kurtularak, doğruya, güzele erişmek için Tanrı’nın yolunda hiç sapmadan ilerleyerek olur. Çünkü O, hep bizimledir. O, hep yanımızdadır. O’nun nuru, karanlık dünyamızı aydınlatmaktadır. Huzura ve rahata ancak O’nun verdiği emirleri yerine getirerek ulaşabiliriz. Bunun için de Kutsal kitabımızı iyice okumak ve ayetleri anlayarak, eksiksizce yerine getirmemiz gerekir. Bunu kendimize öncelikli vazife bilmeliyiz.

Kur’an okumak için illa ki Arapça bilmek gerekmiyor. Çünkü Türkçe mealini okumak da aynı anlamda sevaptır. Tanrı Kur’an’ı okuyana cennet vermekle ödüllendiriyor. Tabii okumak ve gereğini yerine getirmek de öncelikleri arasında olmalı.

Peygamber SAS Efendimiz, üç aylar geldiği zaman kendisini daha fazla bir ibadete verirmiş. Her anı ibadet olduğu halde, bu dönemde daha çok ibadet edermiş. Tabii bu, bizler için ibret olmalıdır...

Pekii her oruç tutanlar için durum aynı mıdır? Yani her ne pahasına olursa olsun oruç tutanların orucu kabul olunur mu? Tabii bu soruya cevap vermek bizlerin haddine düşmez. Çünkü Yüce Allah’ın bileceği bir iştir. O, affedicidir ve bağışlayandır.

Peygamber SAS Efendimiz buyuruyorlar ki: "Nice oruç tutan insan vardır ki, tuttuğu oruçtan ona bir kâr, bir kazanç, bir sevap gelmez, ancak aç kalmış olur. Aç kalmaktan başka eline bir şey geçmez." Yâni boşa gider.

Bir düşünün, insanın kalbi kötüdür. Her kötülüğü, her pisliği, her melanetliği yapar. Kulun hakkını yer. İyilik yapmaz, yardım etmez. Büyüklere yaşlılara saygı göstermez. Hep “ben” der. Başkalarını düşünmez. Fakire yardım etmez. Böyle kişiler oruç tutsa ne olacak, tutmasa ne olacak? İşte bunlar ancak kendilerine eziyet etmiş olurlar. Sadece belli bir süre aç kalırlar. Tuttuğu orucun da emin olun kendilerine hiçbir faydası olmaz.

                                                   

         Haram yiyen bir insanı düşünün. Oruç tutmuş ve orucunu çaldığı, haram olan yiyecekle açmış. Bundan ne beklersiniz? O orucun sevabı olur mu? Tabii ki olmaz. O halde ne yapmak lazım? Orucun sevabını bozacak kötü davranışlardan uzak kalmak lazım. Ancak o zaman tutulan oruç, oruç olur.

         Oruç tutan insan, belli süre aç kaldığı için sinirlerinde de bir bozulma olabiliyor. Sağa sola istemeden kötülük yapabiliyor. Etrafındakilere kızabiliyor. Onlarla kavga yapabiliyor. Hele de iftar vakti yaklaştıkça, akressif hareketleri daha da artabiliyor. Saldırgan ve hırçın oluyor. Kırıcı oluyor. İşte bunları da yenmek gerekiyor. Çünkü oruç tutmanın anlamı sadece aç kalmak demek değildir. Oruç bedenen, fikren ve nefsen kendini terbiye etmek demektir. Nefsine hakim olmak demektir. Oruç tutan insanın sinirlerine ve diline sahip olması gerekir. Yani kızmayacak, bağırmayacak, küfür etmeyecek. Sevgi, saygı ve hoş görü anlayışı içerisinde insanlara yaklaşacaktır.Çünkü, oruç sabır ibadetidir. Gönül ibadetidir. Sevgi ibadetidir. Saygı ibadetidir. İnsanın kendini tutabilme anlayışıdır. 

         Bir de oruçta kilo verme amacı güdenler taşıyor. Bu hiç de doğru bir anlayış değildir. Oruç kilo vermek amacı ile tutulmaz. Zaten bu dönemde tam tersi, insan kilo vermez alır. Bunun nedeni dengesiz beslenmedir. Bütün gün aç kalındığı için, iftar vakti adeta yemeklere saldırıyoruz. Abur cubur, sofrada ne varsa silip süpürüyoruz. Bu ne kadar doğru? O an belki karnımız doyuyor ama sağlık açısından da zararını biz çekiyoruz. Akşam olunca sancılar bizi bırakmıyor. Dengesiz beslendiğimiz için de kısa sürede kilo alabiliyoruz. O halde dengeli beslenmek de zorundayız. Gerekirse bunun için bir uzmana başvurmalı ve ona göre hareket etmeliyiz. Bunun ayıbı yok. Olamaz da...

         Bazılarımız da sahura kalkmadan oruç tutuyoruz. Din alimleri ve bilim adamları bunun da yanlış bir hareket olduğunda birleşiyorlar. Mutlaka sahura kalkınmasını ve yemek yenmesini istiyorlar. Hatta ağır yemeklerden ziyade, hafif yemeklerin yenmesi gerektiğini söylüyorlar. Peygamber efendimiz de mutlaka “sahura kalkmamızı, en azından bir bardak su içip niyet etmemizi” buyuruyorlar.

         O halde orucu kurallarına göre tutmamız gerekiyor. Derler ya “Oruç tut, sıhhat bul” Orucun, insan sağlığına faydaları da Avrupalı bilim adamlarınca kabul edilmiştir.

 Her şeyin gönlünüzce olmasını  diliyor, hepinize hayırlı Ramazanlar diyorum.

Yorum Yaz | Yazdır | Arkadaşına Gönder

Çamaşır İpi
Hamuduyla götürdüler
CTPnin keneleri hazineye yapıştılar ve bırakmadılar, emdikçe emdiler.. Bunların başına saksı değil içi Euro dolu çantalar düştü aldırmadılar
LOTTO
MILLI PIYANGO
Anket
Ekonomik kriz ne zaman biter?
2009da
2010da
2011de
Fikrim yok






© All rights reserved 2005 Güneş Gazetesi. Powered by Last Digital