|

Kıbrısta İşçi Hareketi (2)..Ezcan Özsoy
21 Mayıs 2008 07:29
YAZIYORUM
..Dünden Devam
Lefke’de İşçilerin 1 Mayıs eylemine katılması için alınan önlemler işe yaramaz ve iş bırakan madenciler aileleri ile birlikte iki koldan Lefke kasaba merkezine yürürler. Herkes şaşkındı, hükümet, şirket ve hatta işçiler. Tüm önyargılar yıkılmış Kıbrıslılar etnik ayrımları bir tarafa itip ayni alanda Kızıl Bayramı kutluyorlardı.
Sendika binasına Türkçe ve Rumca “Yaşasın Kızıl (Kırmızı) 1 Mayıs” pankartı asılmıştı. O sırada şirket araçları Lefke’de dolaşıp hoparlörlerle eyleme katılan işçilerin bunun sorumluluğuna katlanmak zorunda kalacaklarını duyuruyordu.
Şirket dediğini yapar ve tüm iş yerlerini üç gün kapatır. Ama hesap kapanmaz...
1947 yılı sonunda toplu sözleşme görüşmeleri çıkmaza girer. İşi, birlikte 1 Mayıs kutlamaya kadar götüren sendikalar Ada’nın lanetlileri idiler. Kabul edilebilecek sınırların çok ötesine geçilmişti. Birleşmiş sendikalar ise güçlerinin farkındaydılar. 8 Ocak 1948’de iki federasyon her türlü işbirliğini öngören bir protokol imzalarlar. 13 Ocak’ta ise Kıbrıs tarihinin en önemli grevi başlar.
Taraflar her şeylerini ortaya koymuşlardı. Başlangıçta grev kısa bir süre için öngörülmüştü, ama Kıbrıslılar kendi örgütlerini de şaşırtan bir destekle greve sahip çıkarlar.
Tüm civar köylerden grevci işçilere erzak yardımı gelmeye başlar ve bu destek sonuna kadar sürer. Kıbrıs’ın birçok yerinde madencilerin grevine destek grevleri ve 9 Şubat’ta da Ada çapında genel grev yapılır.
Adalıların işçilerine verdikleri içten destek, işverenin direncini kırmak içindi. Ama bilmiyorlardı ki bu sadece “günahlarının” çapını büyütüyordu. Kıbrıs’ta, henüz sınırlarla bölünmemiş bu küçük ülkede, gönüllerdeki bölünmüşlük dokunulmazdı. Tehlikelerin en büyüğü yüreklerin ayni şey için atmasıydı.
İşveren için taleplerin maliyetinden çok işçilerin birlikte hareketi önemliydi. Kıbrıs’ta faaliyet gösterdiği 62 yıl boyunca, ülkemizin kaynaklarından tespit edilebilmiş 30 milyon ton bakır madeni konsantrasyonu, 2.5 ton altın, 80 ton gümüş ve tespit edilememiş daha nice değeri alıp götüren, karşılığında ise 50 milyon tondan fazla atık bırakan şirket için yatırımlarının gelecekteki güvenliği her şeyden önemliydi.
Kıbrıslılar emperyalist sermayenin en önemli temsilcilerinden biri ile kavgaya tutuşmuştu.
Şirketin direncine, hükümetin desteği eklenir. Grev kırıcılar getirilip çatışma çıkarılır. Polisler işçileri kurşun yağmuruna tutar. Sayısız işçi gözaltına alınır. 78 işçi tutuklanıp yargılanır, 2 yıla kadar hapis cezalarına mahkum edilir, ama grevi kırmak mümkün olmaz.
Tek çare kalmıştı, İngiliz Emperyalizmi’nin uzmanlık alanı...
1945 yılında Kıbrıs Türkleri, KATAK çatısı altında birleşmişti. Bu birlikten kısa süre sonra liderlik arayışları yüzünden ayrılıklar baş göstermiş, birlik etkinliğini yitirmiş, önce Dr. Fazıl Küçük sonra Necati Özkan ayrı partiler kurmuşlardı.
O sıralar Kıbrıs Türk halkı içerisinde tek örgütlü güç sendikalardı. Liderliğin yolu sendikaların desteğinden, yani greve destekten geçiyordu.
Dr. Küçük elindeki Halkın Sesi gazetesi ile grevcilere ihtiyaç duydukları basın desteğini sağlar. Lefke’ye gelip işçilere moral verir. Toplantılara katılıp konuşmalar yapar. Toplantılara katılanlar arasında genç avukat Rauf Denktaş da vardı.
Önce Rum sağcıları devreye sokulur, Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu işçilere işbaşı yapmaları için çağrı yapar, Rum sağcı sendikalar ve milliyetçi parti KEK grev kırıcıları teşvik eder, ardından Dr. Küçük saf değiştirip ve bu kez grev kırıcı Kıbrıslı Türk işçileri örgütlemek üzere Lefke’ye gittiği söylenir.
Mayıs başına gelindiğinde maden işletmeleri yarım kapasite çalışır durumda idiler. Hızla güç kaybeden sendikaların 1 Mayıs’ı kutlama girişimleri olmaz ve 16 Mayıs’ta ağır bir yenilgi ile grev sona erer.
AKEL ve PEO, şirket müdürü ile hesaplaşmalarını basın yolu ile sürdürmeye devam ederken, Kıbrıs Türk Sendikaları da grevden 3 gün sonra çıkarmaya başladıkları Emekçi isimli ilk Kıbrıs Türk işçi gazetesi yoluyla Dr. Küçük ile hesaplaşmaya çalışırlar.
“Emekçi” yaklaşık 1 yıl sonra Dr. Küçük’e hakaretten ağır para cezasına mahkum olur ve kapanır. Dr. Küçük önündeki tüm engelleri aşarak Kıbrıs Türk Toplum lideri olurken, Kıbrıs Rum toplumunda “Enosis”, Kıbrıs Türk toplumunda ise “Ya taksim ya ölüm” sloganı her zamankinden daha fazla taraftar toplamaya başlamıştı.
İki halkın çatışmasına rağmen sendikaların bazı ortak etkinliği de sürmeye devam eder. Kıbrıs Türk sendikalarındaki solcu işçi önderleri ve PEO üyeleri tüm olumsuz koşullara rağmen Kıbrıs Türk muhalefeti’ni örgütlemeyi sürdürürler.
Ama 10 yıl boyunca Rum ve Türklerin birlikte kutlayacağı ikinci 1 Mayıs’ı örgütlemeyi göze alamaz.
Toplum liderliği ve muhaliflerinin iyice belirginleştiği bir dönemde, 1 Mayıs 1958’de, Kıbrıslı Türk solcular o günahı bir kez daha işlerler.
Bu miting sonrasında Kıbrıs’ta Türk tarafında sağcı solcu kavgası baş gösterir... Bazı faili meçhul ölümler söz konusudur...
Benzer faili meçhul saldırı 1977’de İstanbul Taksim Meydanında yapılan 1 Mayıs gösterilerine yapıldı... Meydana bakan yüksek binaların tepesinden açılan ateşle onlarca gösterici ya açılan ateş ya da koşuşturmacanın etkisi ile can verir... O zamandan beri İstanbul’da Taksim Meydanı mitinglere kapatılır... Bu günlerin iktidarı da bu Taksim meydanında yer alan Atatürk anıtına ve ölümlerin yer aldığı bölgeye anma için kısıtlı sayıda sendika yöneticisi ile temsiliyet konuşulmakta.... Dilerim Türkiye bugünü sorunsuz yaşar ve meydanlardaki kutlamalara gölge düşmez...
Kıbrıs’ta Türkler, 1977’den beridir her yıl düzenli olarak 1 Mayıs’ta alanlara çıkıyorlar. Meydanlar yerine kimileri de bu tatil gününü fırsat bilip işçilerini, çocuklarını da alıp birlikte Piknik alanlarına akın ediyor...
Tuhaflıklar yaşadığımız ülkemizde 90’li yılların sonuna kadar 1 Mayıs’larda kimileri meydanlarda “Kahrolsun Faşizm” diye naralar atarken bu yıl bu “kahrolsun” naraları kimler için atılacak merak ederim... Çünkü işçi kesimi genellikle iktidara yönelik istemleri yerine gelmediği için iktidar erkini elinde tutanlara bu serzenişi yapar... Birkaç yıldan beri iktidar koltuğunda oturup serzenişi yapılan pozisyonunda kalan ancak eskiden “Kahrolsun Faşizm” diye slogan atmakta olan bir partinin milletvekili olan eski sendikacı üyeleri hem işçi hem de iktidarı temsil edecekleri bir miting daha yaşayacağız...
Onlara mitinge katılmalarına kimse engel olmayacak ama son zamanlarda sendikacılıktan gelip arkadaşlarını unutan, beceriksiz yönetim ve yaşanan ekonomik kriz nedeni ile onların maaş artışları ile birçok haklarını gözardı etmeleri nedeni ile onlara “Ne yüzle aramıza geldiniz?” diye sorulacaktır elbette..
GÜLÜYORUM
ÇUKURA DÜŞTÜLER
İnşaat sektöründe çalışan bir işçi patronuna önceki gece gördüğü rüyayı anlatmaya başlar: İkimizde uçakta giderken aşağıya düşüyoruz.siz bal çukuruna ben lağım çukuruna der. Tabiki bunu söyledikten sonra patron kasılır: -Eee patronluk işte der. Bunun üzerine işçi:
-Garip olan bu zaten ikimizde birbirimizi yalayarak temizliyoruz.
YORUMLUYORUM Bugün 1 Mayıs İşçi ve Bahar Bayramı...
CTP iktidara geleli beri
Miting modelleri de değişti ve bölündü
Sabah Kahvaltı Mitingi,
Öğle Kebap Mitingi, Akşam Sefası Mitingi...
Yorum Yaz | Yazdır | Arkadaşına Gönder
|